İhsan TOKSÖZ

Mersin’de yıllardır kent tarihi dokusu içindeki ayakta kalabilen (!) binaların restore edilerek eski şehrin anılarını canlandırılması, kent belleğine kazandırılması için proje üstüne proje yapılıyor. Ama gidilen yol bir arpa boyunu geçmiyor. Uray Caddesi’ndeki binaların bazıları nihayet restore edildi. Hükümet Konağı restore edildi, Jandarma’ya tahsis edildi. Eski Ziraat Bankası binası restore edildi ve 19 Mayıs’ta Milli Mücadele’nin Başlamasının 100. Yılı Anısına URAY ART 2019 etkinliğinde harika bir Sergievi ve Konferans Salonu olarak kullanıldı. Binanın kime / hangi kuruma tahsis edileceği meçhul. 

Şimdi gündemde Karamancılar Konağı var. Toroslar Üniversitesi’ne tahsis edilerek Gastronomi Müzesi olacağı söylendi. Tepki topladı. Atatürk’ün Mersin’i ziyaretinde kaldığı bu binanın ruhuna uygun bir amaçla kullanılması için çalışmaların sürdüğü haberlerini alıyoruz. Uray Caddesi’nin bir an önce kent kültür sanat merkezlerinden birisi olması için ben dahil birçok yazar, kent aydını ve sivil toplum kuruluşları hep yazıp çiziyoruz. Vizyon sahibi yöneticilerin ve yetkililerin ortaya çıkarak bir an önce bu tarihi mekânı Mersin’e kazandırması için umutla bekliyoruz. 

Şeytan diyor ki eski Ziraat Bankası binasının Akdeniz Opera ve Bale Kulübü’ne “AKOB” tahsisi için başvursak mı acaba? Ama nerdeee… Bina için istenebilecek yüksek kirayı ödeyemeyecek olduktan sonra bu bir ham hayal gibi görünüyor. İşte düş balonumuz patladı bile. Yahu düş kurmaya bile yakında vergi gelecek a dostlar! Onun için gelin biz şimdilik düşlerimizi de erteleyelim! 

TARSUS 

Tarsus’ta kent merkezindeki Roma Yolu çevresindeki tarihi binalar restore edildi. Birkaçı sanırım butik otel olarak hizmet görüyor. Ancak projelendirmede binaların kullanımına ilişkin bir ön çalışma ve hedef konulmadığı görülüyor. Eften püften işletmeler binaların tarihi kimliğini zedeleyecek şekilde ve profesyonel olmayan ellere teslim edilmiş durumda. Demek ki sadece restore ederek binaları ayağa kaldırmak yetmiyor. Geleceğe yönelik kullanım projeksiyonları yapılması ve hayata geçirilmesi gerekiyor. Bu konuda şimdi size Tarsus’ta yakınlarda harika işlevsellikler kazandırılarak hizmete alınan bir yapı kompleksi ile bir tarihi konak yenilenmesinden bahsedeceğim. 

GÖZLÜKULE KAZI EVİ 

Tarsus Koleji’nin bulunduğu yörede yer alan prehistorik Gözlükule höyüğünü bilenleriniz vardır. Bu ören yeri, Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Aslı Özyar tarafından kazılıyor. Bölge tarihinin önemli yapı taşlarından biri olan bu höyük (Mersin’de ki 23 yıldır kazılan Yumuktepe Höyüğü gibi) 9000 yıl öncesinden yerleşim izleri taşıyor: Geçmişteki insanların yaşam izdüşümlerini günümüze aktarması bakımından çok önemli bir akademik çalışma alanı. 

Boğaziçi Üniversitesi Gözlükule Kazısı Araştırma Merkezi olarak kullanılan Kazıevi  kompleksi kullanılmayan bir çırçır fabrikası ve antrepoları restore edilerek hizmete alınmış bulunuyor. Bu proje Şubat ayında Türkiye Serbest Mimarlar Derneği’nin yaptığı yarışmada, akademik ve toplumsal kullanımına da binaen, Büyük Yapı Ödülü’nü kazandı. Sonrasında da Kültür- Sanat alanında Avrupa’nın en prestijli ödülü olan Europa Nostra ödülünü alan proje, tarihi binaların kültürel açıdan kullanımına örnek olarak alınabilecek bir proje olarak dikkati çekiyor. Türkiye’de bu denli modern bir kazıevine bir diğer örnek, Kırşehir Kaman’da 33 yıldır kazı yapan Japon Anadolu Arkeoloji Enstitüsü’ne ait. 

Ziyaretimizde bizleri gezdiren Prof. Dr. Aslı Özyar bahçede diktikleri ve üç yılda meyve veren zeytin ağacını bize gururla gösterdi. Böyle bir akademik araştırma merkezine en yakışan ağaç ta ancak zeytin ağacı olabilirdi. Binlerce yıllık kültür katmanlarını gün yüzüne çıkartırken, binlerce yıl burada yaşayabilecek bir zeytin ağacı bize çok şey anlatıyor doğrusu. 

SADIK PAŞA KONAĞI 

Yine ayni yörede Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV) tarafından restore edilen Sadık Paşa Konağı, çok işlevli yenileme projesi ile Tarsus’un gurur kaynağı olacak nitelikte harika bir yapı. Tarihi konağın yüksek tavanlı muhteşem salonunda “TAC” 68 mezunu sivil toplum gönüllüsü sevgili Nihat Taner’in ön almasıyla, büyük emek verilerek yapılan ilk sergi bizleri heyecanlandırdı. Tarsus Amerikan Koleji mezunlarından Nihat Arıkan‘ın heykelleri ve Dorothea Atalay’ın resimlerinden oluşan karma sergi binanın kültür-sanat organizasyonları için ne uygun bir mekân olduğunun tespiti açısından güzel bir örnek oldu. Serginin açılışında AKOB’un (Akdeniz Opera ve Bale Derneği) katkısı olarak gelen çello ve keman ikilisinin sunduğu müzik dinletisi de beğeniyle izlendi. Sergievi, konferans, söyleşi, paneller için değerlendirilebilecek bu harika mekânı Tarsus’a kazandıran SEV yöneticilerini kutluyorum. Bu mekânın ileride AKOB tarafından bir butik konser mekânı olarak değerlendirilebileceğini de not ettiğimi belirtmeliyim. 

TARSUS’A KONSER MEYDANI 

Sadık Paşa Konağı’nın ve komşusu Gözlükule eski kazı evinin önünde beton çiçek tarhlarıyla engellenmiş, birkaç park eden arabanın bulunduğu bir meydan var. Ben ve AKOB’lu arkadaşlar çiçeklikler kaldırılır ve arabalar çekilirse bu meydanın ne kadar güzel bir konser mekânı olarak değerlendirilebileceğini düşündük. Gece renkli ışıklarla aydınlatılan arka fondaki iki tarihi bina önünde yerleştirilecek alçak bir konser platformu ve yüksek volümlü olmayan bir ses sistemi ile bu mekân, yaklaşık 1000 kadar sandalye ile harika bir klâsik müzik (Pop konserleri yüksek volümlüdür, binalara zarar verir) konser mekânı olacaktır. 

Tarihe Gülümseyen Mersin Projesi uygulayıcıları; Tarsus’a gidiniz, bu iki binayı görünüz. Tarihi binaların kültür-sanat mekânları olarak nasıl kullanıldığını, kullanılabileceğini görünüz. Sonrasında hep birlikte Uray Caddesi’ndeki binaların işlevsel olarak nasıl değerlendirilmesi konusunu tartışalım. Masa başında karar vermeyiniz. Halkı kararlarınıza ortak ediniz. 

Yahu çok şey mi istiyorum? Tüm istediğim diyalog, ama kimseden tık yok! 

“Katılımcı Demokrasi” diye ortalığı ayağa kaldıranlara duyurulur!

23.Ekim 2019, Çarşamba