VAHAP KOKULU

ŞURUP TADINDA MERSİN’LİLER    

                    

1942-1946 yılları. İkinci Dünya Savaşının en zorlu yılları.

Ülkemizde seferberlik ilan edildi, devlet herhangi bir olası savaş durumuna karşı buğday, arpa, mısır, şeker depolamaya başladı. Hükümet yokluk nedeniyle bazı tüketim maddelerini karneye bağladı. Zeytin, ekmek, şeker gibi temel tüketim ürünleri karne ile sınırlı olacak biçimde satılıyordu.

Türkiye bu dönemi T.C. Devlet yönetiminin dehası sayesinde kazasız belasız atlatabilen ender ülkelerden birisi oldu. 2.Dünya Savaşı bittikten sonra bir gün seçim meydanında muhaliflerin, çocukları “Sen bizi aç bıraktın” diye bağırtması üzerine o dönemin Cumhurbaşkanı İsmet  İnönü çocuklara hitaben tarihe geçecek o sözünü söyledi:

– BEN SİZİ AÇ BIRAKTIM AMA BABASIZ BIRAKMADIM.

20 Aralık 1941 tarihli Ulus gazetesinde şu haber yer alır.”…Ekmek karne usulü ile satılmaya başlayınca her tarafta dağıtım yerleri açılacak tablakarlar müşterilerinin ekmeklerini alarak evlerine kadar getireceklerdir. Hiç kimse ekmek karnesiz, hiçbir yurtdaş ekmeksiz kalmayacaktıır. 

FIRINCI HAYRETTİN CUT

Silifke Caddesi Kültür Merkez arkasındaki Gazipaşa mektebi 1900’lü yılların başında Hanna Butros adlı bir iş adamının konağı ve bol ağaçlı, havuzlu, envai tür evcil hayvan ve çiçeklerle dolu bir külliye idi. 1923 yılında annemin dedesi Kaptan Mehmet Hadra’nın da 5000 Tl bağış desteği ile Maarif Cemiyeti tarafından kamulaştırıldı ve ilk mektep olarak kullanılmaya başlandı. Bu okulun Silifke caddesine bakan tarafında, okula gelir sağlayan bir kaç dükkan kiraya verilmişti. Bunlardan birisi Hayrettin Cut(*)  Amca’nın üç oğlu ile işlettiği taş ekmek fırını idi. O zamanlarda elektrik yokluğundan hamur elle yoğrulur, fırınlanırdı.

MUNIS, ÇALIŞKAN ERKEK MERKEP

Taş ekmek fırının emektar işçilerinden birisi kara gözlü, uzun kulaklı munis, sağlıklı bir erkek merkep idi. Fırına odun taşıyan, su taşıyan, değirmenlerden, fabrikalardan un ve tuz  çuvalları taşıyan bir uzun kulaklı idi.

Hayrettin Amca’nın taş fırını da ekmek karnesi ile ekmek satan istasyonlardan birisi seçilmişti. Elinde ekmek karnesi olan mahalleli karnesini gösterir, karnede yazılı miktarda ekmeği satın alır ve karneye işletirdi. Hayrettin Cut amca’nın fırını adeta bir “vezne ” gibi çalışmaktaydı. Pişirdiği, karne ile satttığı ekmeğin hesabını her gün ilgili kurumlara vermekteydi. Zor bir işti, zor zamanlardı. Fırının emektarı merkebe bir başka iş düşmüştü. Evinde hasta, engelli olan komşulara ekmek ulaştıracaktı Hayrettin amca.

O merkebin gövdesine yerleştirilmiş iki küfeye ekmekler doldurulur ve Hayrettin Amca’nın bir oğlu’nun eşliğinde o engelli, hasta mahallelilerin evlerine kadar ekmek servisi, satışı yapılırdı.

O merkep, o dönemin adı ile “Tablakar Merkep” olmuştu.

ERKEK MERKEP PAZARLAMACI OLUR

2.Dünya savaşı biter. Ekmek Karnesi macerası biter.

Tablakar Merkep’in işi bitmez. Pazarlamaya yardımcıdır.

Fırıncı Hayrettin Cut amcanın Kiremithane mahallesi Silifke caddesi üzerinde Çankaya İlkokulu ile Soğuksu Karakolu arasındaki çizgide bakkal dükkanlarına(**) “ekmek “servisi yapma işine dağıtımı yapacak bir emekçi lazımdır.

Hayrettin amca’nın bir oğlu’nun basit birkaç eğitimi ve denemesinden sonra, her sabah ve ikindi vakitlerinde tablakar erkek merkep’in küfelerine ekmekler doldurulur ve merkebin poposuna hafif bir değnek vuruşu ile merkep yalnız başına kaldırım üstünden yola çıkardı..

Önce Soğuksu karakolu istikameti. Başı öne eğik, saygılı mahzun ve sabırlı adımlarla kaldırmlarda yürür ve bakkal dükkanlarının önünde durur ve bakkal amcaların ekmeklerini almasını beklerdi.

Ekmeğini alan her bakkal, merkebin poposuna bir vuruşla diğer bakkala yönlendirirdi.

Sonra Fırın, sonra Çankaya İlkokulu istikameti.

Tablakar ve yalnız ve sabırlı ve erkek merkep’in günlük çalışma mesaisinin bir bölümü de böyle sürer giderdi.

Tablakar erkek merkep sadece Cuma günleri izinli idi.

Çünkü  Cuma günü çevre köylerden gelerek Silifke caddesinden develerle, güpgüzel dişi merkepleri ile geçen kervanlar günü idi.

Cuma günleri, o güpgüzel karagözlü, şirin dişi merkeplerle, Hayrettin Cut amca’nın tablakar erkek merkebinin arası hiç iyi olmamıştı..

Çare hafta tatili izni idi.

**

Şimdi mahallelerimizde “merkep” kalmadı..Ne sesi ne soluğu var.

Ne’de Horoz sesi, soluğu…

Varsa yoksa serçeler ve kumrular..

Allah eksiltmesin.

SON SÖZ

Ülkemize ekmeğin karne ile satılma zamanları bir daha yaşanmasın.

Tablakarlar hatıralarda yaşasın.(***)

*******************************************************************

(*) Hayrettin Cut amca’nın okuma yazması yoktu. Bir dönem ona her öğle vakti babamın bakkal dükkanından Cumhuriyet gazetesini getirir, makaleleri, haberleri sesli sesli okurdum. Benim okuma merakıma çok katkısı olmuştur.

(**)Bu bakkal dükkanlarından birisi dedem Abdülvahap Kokulu’ya diğeri babam Fuat Kokulu’ya ve Galip Cömert’e aitti. Rahmetle anıyorum.

(***)Tablakar Merkep öyküsünü bana anlatan dedemin ve babamın çırağı Orhan Kokulu (82)amcamı sevgi ile selamlıyorum.