İhsan TOKSÖZ
28 Kasım 2019 Perşembe günü Mersin Dostları Fikir Grubu tarafından Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) salonunda düzenlenen, Gülfem Saydan Sanver’in* “Siyaset ve Etik” başlıklı konferansı haftanın en ilgi çekici etkinliği olarak kent belleğinde yerini aldı. Büyük salon doluydu.
Konu başlığı ilginçti, çünkü siyaset ve etik kavramlarının nasıl bir araya gelebileceği konusunda herkesin şüpheleri vardı. Konuşmacı da başlangıç cümlesinde bu paradoksa işaret ederek başladı. Bir siyasetçinin etik dışı davranışlarının mı, yoksa kendi siyasetçisinin etik dışı davranışlarını görmezden gelen yandaşların tutumlarının mı sorgulanması gerektiği konusunda bir irdeleme yapılmasına ihtiyaç olduğunun altını çizdi.
Sanver 1980’lerden itibaren – Devlet başkanı, başbakan-bakan-parti başkanı seviyelerinde, yurt içinden (ve yurt dışından) çeşitli siyasetçilerin muhtelif vesilelerle ve fakat özellikle seçim dönemlerinde dillendirdikleri, seçim sloganı olarak kullandıkları – bugün unuttuğumuz – yalanlarından örneklemelerle bizleri geçmişe götürerek acı acı gülümsetti. Bu yalanları hangi partiye oy verdiysek de, nasıl hazmettiğimizi, unuttuğumuzu bizlere anımsattı.
Konferansın sonunda, günümüzde gittikçe artan bir hırçınlıkla beslenen karşılıklı hitap tarzları ve zarafetten nasibini almamış uygunsuz içerikteki cümlelerle günlük yaşamımızı kirleten politikacılara karşı kişisel bazda alacağımız tavırların toplumsal tepkiye dönüşmesi için neler yapılabileceğini düşündüğümde ise bir yöntem bulamadım.
Eskilerin tabiriyle; “hafıza-i beşer, nisyan ile malûldür”. Yani kısacası “İnsan unutur!”
Evet, insan belleğinin en belirgin vasfı unutkanlıktır! Ancak bu bilinçli-plânlı, programlı- seçimli bir unutkanlık ise insanlar belirli konularda edindikleri bilgi ve imgelemleri beyinlerinin en derin yerlerine gömerler ve orada unutulmaya mahkûm ederler. Ancak ilerideki dönemlerde algılanacak bir uyarıcı ile bu anılar tekrar su yüzüne çıkar ve yeni bilgi ve imgelerle tekrar değerlendirmeye alınır; ya da – kişinin seçimine göre – tekrar beyin kıvrımlarının içine hapsolunurlar.
İşte ikinci seçimdeki bu bilinçli “umursamazlık” siyaset-etik bağlamında oyun kurucu politikacıların kurnazlıkla kullandıkları bir etkileşim yöntemidir. Bu karşılıklı diyalogda yandaş seçmenler kendi politikacılarının söylemlerini istemle göz ardı ederler ve hatta karşı tarafın arkasına geçerek puan alındığını düşünerek alkışlarlar. Bu politikacı/yandaş etkileşimlerinin belkemiğini oluşturan – karşılıklı bir centilmenlik antlaşması olarak oluşturulmuş – şartlanılmış bir dayanışma örneğidir. Hal böyle olunca da – “alan razı-satan razı” – misali, politikacılar ne derlerse desinler, eylemleri, beyanları yandaşlar tarafından amaca ulaşmak için kurgulanmış birer proje-söz-vaat olarak algılanarak meslek icabı yapılmış addolunur.
Demek ki bu iş politikacıların etik eksikliği değildir. Bu dinleyici-taraftarların “tahterevalli oyununda kim ağır basar” mantığı ile baştan kabullendikleri bir siyaset oyunudur. “Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar” misali dünya döndükçe tekrarlanacak bir oyun…
Bu oyunda yalnızca “yalanlar” değildir söylemin jokerleri. Başka jokerler de vardır. Baskıcı rejimlerde “korku” jokeri başroldedir. “Örselenmiş, kolu kanadı kırılmış, etki altına alınarak yönlendirilebilen bir adalet sistemi” bu korkuyu katsayısal olarak daha da büyütür.
“Ekonomik” yönden yaşam seviyesi altlara düşenler ile kayrılarak gelirlerini artıranların arasındaki uçurum da kutuplaşmaya büyük katkıda bulunacak bir unsurdur. Gittikçe bozulan ekonomik göstergeler ülkenin dünya ülkeleri liginde alt sıralara düşmesi neticesini doğurur. Bunun nedenleri arasında “savurganlık ve suistimal” başlıca unsurlar arasındadır.
Olumsuz sosyal sonuçlar doğuran diğer iki temel öge de “Eğitim” ve günlük yaşamın her boyutunda politik amaçlara ulaşmak için kullanılan “Din”dir. Kısa sürelerle defalarca değiştirilen, yazboz tahtasına dönen eğitim sistemi yozlaşınca “Milli” vasfını kaybeder. Eğitimde kullanılan zorlayıcı-yönlendirici “Din” ögesi de ülke eğitim sisteminin çağdaş eğitim değerlerinin altına düşmesine neden olur.
Yani “etik değerler” sadece söylemlerle değil eylemlerle de politik amaçlara hizmet maksadıyla yandaşlar için kıyısından köşesinden kırpılıyor, yamultuluyorsa o ülkede işler sarpa sarıyor demektir. Bunu dile getiren “Böyle gelmiş, böyle gitmezciler”, “korku” jokeri ile kendilerine getirilir. Savunucu yandaşlar ise bazı “havuç” ödülleriyle onurlandırılır.
Artık yandaşların tribünleri ayrılmıştır. Politik liderler arasında ve gruplar arasında atışmalar, sataşmalar olmaya başlamıştır. Bunun çaresi yeni bir seçimdir!
Genellikle “baskın seçim” kararı alınır. Yine başa dönülmüştür. Siyaset-Etik (!) senaryoları gene işbaşındadır. Gelsin yalanlar, dolanlar… Gelsin “korkutmacalar”… Gelsin “havuçlar”…
Türkiyem seni bu hale çıkarcı- rantçı – ardniyetli politikacılar kadar onları denetleyemeyen bizler getirdik!
Makarayı nasıl geriye sararız bilemiyorum ama Sayın Gülfem Saydan Sanver’in uyarıcı konferansı benim beyin kıvrımlarımın arasına gömdüğüm yukarıdaki anılarımı hatırlattı. Ben de yazayım da belki okuyanlar geri dönüşüm kutularına attıkları anıları geri çağırırlar diye düşündüm.
***
Yahu hani bu köşe bir kültür-sanat köşesiydi! Sevgili Sanver’in konferansı beni gerçeklerle yüzyüze getirdi, yazmadan edemedim. Şimdi ben nasıl bu yazdıklarımı kültür-sanata bağlayayım!
Durun buldum! Bence bu işte bir kazanç var. Siyasi ve ekonomik durgunluk, siyasal baskı ve çağdaş olanı engelleme dönemlerinde sanatçılar daha üretici olurlar. Sanat aktiviteleri artar. Bu etkinliklerin tümünün “muhalif” sanat etkileşimi olmasına da gerek yoktur. O da vardır, olması beklenir ve taraftar toplar. Verilecek mesajlar vardır çünkü. Ama genelde “sanat” ülkede daha da yayılmacı bir tavır içine girer. Sınırlarını zorlar. Sanata ihtiyaç duyanlar, değerini bilenler – eğer önceleri savsaklamışlarsa bile- sanatın gücüne inanarak daha iyi birer izleyici olmak gerektiğini hissederler.
Sanat eğiticidir. Sanat öğreticidir. Sanat gerçeklere ulaşmada yön göstericidir. Sanat dönüştürücüdür. Sanat birleştiricidir. Sanat yaşamı değerli kılar. Sanat insani değerlerin mihenk taşıdır. Sanat “etiksel” genleri besler.
Daha ne diyeyim bilmem ki!
* GÜLFEM SAYDAN SANVER – Mersinli siyaset stratejisti. Marmara Üniversitesi Fransızca Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. 2004 yılında Sorbonne Üniversitesi’nde “Siyasal İletişim” yüksek lisansı yapmak üzere Paris’e gitti. Yüksek lisans döneminde “Algılama Teorileri” üzerine çalışan Sanver, bu konuda yüksek lisans tezi de yazdı. Aynı üniversitede doktorasını yaptı. Siyasal iletişim alanında gerçekleştirdiği çalışmalarla birçok ödül kazanan, 2017 yılında Compol dergisi tarafından “Dünyanın En Başarılı 100 Stratejisti” ödülüne lâyık görülen Gülfem Saydan Sanver, Uluslararası Siyasi Danışmanlar Derneği ve Avrupa Siyasi Danışmanlar Derneği üyesidir.
Kasım – 2019






