Baha AKINER
Bugün bir usta öykücü öldü dostlar. 11 Mayıs 1954’te, henüz 47 yaşında, çok sevdiği İstanbul’da…
Bugün Sait Faik öldü…
Edebiyatın heves ve arzudan çok bir iç ihtilâlin fışkırması olduğunu unutmadan yaşayan; öykülerinde her türlü hesaptan uzak, sadece insan olmanın tasasını ve sevincini işleyen; kelimeleri hayata, hayatını kelimelere dönüştüren; başkalarını değil, hep kâlbini dinleyen; insanları ön yargılarla değil yüreğiyle gören, nevi şahsına münhasır bir söz ustası doğdu…
Yakın dostu Orhan Veli’nin şiirde yaptığı gibi: Türk edebiyatında gündelik olanı, insana dair küçük hüzün ve sevinçleri, daha önce hiç görülmedik bir şekilde hikâyeleştiren Sait Faik ABASIYANIK öldü…
Ahmed ARİF’in Leyla’sının Sait Faik’i, yakın dostu Orhan Veli’nin; hem Sait’i, hem Faik’i öldü…
Ahmed ARİF’in Leyla’sı, Leyla ERBİL şöyle anlatıyor Sait Faik’i: “Ben O’nunla tanıştığımda; 1953 sonu – 1954 başı olmalı, kendisine hayranlığım doruktaydı. Bir gün utana sıkıla kendisine şiir ve hikâyelerimi okudum. Şiirlerimi eleştirdi, hikâyelerimi övdü. Alıngan, sinirli, dürüst, utangaç, alabildiğince alçak gönüllü bir adam… Yüreklendirdi beni; ben de kararımı düz yazıdan yana koydum. Oysa aynı yıllarda Ahmed ARİF, şair olduğumda ısrar ediyordu…”
Sait Faik ve Leyle ERBİL; aralarında Aşk vardı deniliyor ya, Aşk bu; bazen gizli gizli, bazen açık açık, kim bilebilir? Biz en iyisi şiirlerle anlatalım derdimizi. Sait Faik’in, Leyla ERBİL’e yazdığı bir şiir:
“Sana koşuyorum bir vapurun içinden;
Ölmemek, delirmemek için…
Yaşamak;
Bütün adetlerden uzak,
Yaşamak…
Hayır değil, değil sıcak;
Dudaklarının hatırası,
Değil saçlarının kokusu,
Hiçbiri değil…
Dünyada büyük fırtınanın koptuğu
Böyle günlerde,
Ben O’nsuz edemem…
Eli elimin içinde olmalı,
Gözlerine bakmalıyım,
Sesini işitmeliyim…
Beraber yemek yemeliyiz,
Ara sıra gülmeliyiz.
Yapamam,
O’nsuz edemem…”
Hayatı boyu KANIK’sadığını söylediği Orhan Veli’yle çokça vakit geçiriyordu Sait Faik. Orhan Veli Ankara’dayken de mektuplaşacak kadar özlüyorlardı birbirlerini…
“Aziz ve kıymetli dostum Sait Faik, Ankara’dan ayrıldığın günlerde senden haber bekliyordum. Daha sonra mahkeme kararını öğrenince, haber yollamak bana düştü. Aynı günde Sabri Esat’ı gördüm ve sana yıldırım telgraf çektiğini öğrendim. Bunun üzerine bir mektup yazmak, hiç olmazsa tebrik etmek istedim. Bugüne kadar o da nasip olmadı. Mamafih bu arada, Çelme hikâyesini buldum ve okudum ve başına bu işi açanlara küfrettim…
Hârika hikâye azizim. Bana bir de ‘Sarnıç’ nam şaheserden gönderecektin. Tariz yapmıyorum. Tahattura vesile olur ümidiyle. Ama şahidimsin ki mezkur şaheser, Ankara’da mevcut değil. Her neyse, gecikmiş bir işi yapmak vesilesiyle hatırını sormuş oluyorum. Bundan dolayı memnunum. Senden bir ricam daha var, bana Aleko şiirini göndermeni istiyorum. “Bir Aleko şiiri için de dünyanın zahmetine girilir mi” deme. Benim için ehemmiyeti büyük. Birkaç ay sonra İstanbul’a geleceğim. Ya Balıkpazarı’na yahut da Rıhtım’a gider şarap içeriz…
Abidin’i görüyor musun? Bugün ona da bir mektup göndereceğim. Bu itibarla selâm filan yazmıyorum. Hasret ve muhabbetle gözlerinden öper, cevabını beklerim. Orhan Veli – Ankara, 29.2.1941″
2 hafta sonra Sait Faik cevap verir, hayatı boyu KANIK’sadığını söylediği Orhan Veli’sine. Sadece cevap vermez de; sanki hasretini, özlemini döker yine kaleme:
“Sevgili kardeşim, yazıhaneyi bıraktığım için mektubunu bugün alabildim. ‘Sarnıç’ nam eserle birlikte ‘Semaver’i de gönderiyorum. Sarnıç’tan su çekip Semaver’i kaynata kaynata oturursun. Buraya geldiğin zaman ise herhalde bir ‘fıçı’ da verirler. Aleko’ya yazılan şiir, Semaver’in kapağına da yazılmıştır, okuyacaksın…
Bir ikinci defa yazıyorum: Burada eski tas, eski hamam. Cumartesi günleri Nisuaz’da üdeba toplanır. Kararlar verilir. Ben ise bir birahane köşesi bulur; üdeba meclislerinin, ediplerinin, kötü şairlerin gelmişini geçmişini…. bira içerim…
Öteki işten elhamdülillah yakayı sıyırdık. Ama epeyi üzüldüm doğrusu. Boşu boşuna yanacaktık. Gözlerinden öper, o fevkalade şiirlerini ara sıra, bir iki satırla beraber gönderirsen ihya edersin kardeşim… Yeni adresim: Şişli Bomonti Kazancı Sok. İkbal Apt. No:4 Sait Faik – 14 Mart 1941″
“Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım… Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum… Adanın tenha yollarında gezerken; canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için, cebimde taşıdığım küçük çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm… Yazmasam deli olacaktım…” diyecek kadar ve kimseye aldırmadan, hiçbir kalıba sığmadan, sadece kendi gibi yaşadı ve yazdı. Samimi tavrı ve benzersiz üslubu, ilk günkü tadıyla gelecek kuşaklara miras kaldı…
68 yıl önce bugün, 11 Mayıs 1954’de; Burgazada’daki evinde, siroz nedeniyle hayatını kaybetti usta…
1963 senesinde annesinin ölümünün ardından evi, “Sait Faik Müzesi” haline getirildi. Vasiyeti gereğince, eserleri Darüşşafaka’ya bırakıldı…
Bu dünyadan bir naif yürek, bir kocaman kalem Sait Faik ABASIYANIK geldi, geçti dostlar. Anısına ve muhteşem üretimlerine saygıyla…






