Baha AKINER

“Bayram” diyorlar ya adına hani, tam da 2. gününde hem de; Ali İsmail’in doğduğu topraklarda, Antakya’da; katledildiği günün sabahından selamlıyorum siz gönül dostlarımı. İçimi kaplayan bir hüzünle…

Düşünüyorum da;

Merak ettiğim şu: Koca koca büyüklerimizin, hep bir ağızdan katline farklı bahaneler ürettiği, büyümeyen – düş’lerinden vurulan ölü çocuklar; bulutlara mı yakın, sonsuzluğa mı yakın yaşarlar?

“Ali İsmail yaşasaydı” diyorlar ya, bilmem kaç yaşındaydı. Cahillik ne okumada, ne yazmada; cahillik kafalardaydı…

Yaşıyor Ali İsmail, görmüyor musunuz? Hâlâ 19’unda ve hayâlini kurduğu gibi aynı, temiz bir dünya yaratma telaşında…

Yaşıyor Ali İsmail, hissetmiyor musunuz? Bakın bir etrafınıza…

Ali İsmail Korkmaz Vakfı’nda yaşıyor! Her burs verilen, her kitap yollanan köy okulundaki öğrencilerin yüreklerinde yaşıyor!

2013’ten beri her ismi verilen çocuğun, annesinin – babasının kalbinde yaşıyor…

Görmüyor musunuz etrafınızda
Ali İsmail’leri, fark etmiyor musunuz bir türlü korkutamadığınız yeni nesli?

Yarım kalmışlıklarımızda yaşıyor! Tamamlanamamışlıklarımızda yaşıyor! Tamamlamak için pır pır atan yüreklerde; hak’kı arayan, hak’kı savunan mücadelemizde yaşıyor!


“Ben Ali İsmail Korkmaz…

19 yıllık ömrüme insanlara, hayvanlara, doğaya ve hayata duyduğum o büyük sevgiyi sığdıramadım; peşinden koştuğum hayâllerime bu sürede ulaşamadım…

Fakat biliyorum ki arkamda benim hayatıma sığmayacak büyüklükteki sevgiyi yüreklerinde taşıyan; benim için, benim yerime hayâllerimi gerçek kılacak olan dostlar, güzel insanlar bıraktım…

Sanılmasın ki kendim için kendi adıma hâyaller yarattım; ben, paylaştıkça mutlu olanlardandım…”