Makam insana verilmiş bir mülk değil, emanettir.
Bugün bir koltukta oturan insan, yarın o koltuğun başka birine ait olacağını unutmamalıdır. Çünkü makamlar geçicidir; fakat makamdayken yapılanlar, insanların hafızasında ve vicdanında uzun süre yaşar.
Hz. Ömer’in adalet anlayışından bize ulaşan en önemli derslerden biri de budur: Yönetici, kendisini uyaran insanı düşman değil, kendisini yanlışından koruyan bir insan olarak görmelidir.
Bugün ise bazen tam tersine şahit oluyoruz.
Bir yöneticiye itiraz ediyorsanız, yanlış gördüğünüz bir uygulamayı sorguluyorsanız veya “Burada haksızlık var.” diyorsanız, hemen karşınıza başka sıfatlar çıkarılabiliyor.
Oysa eleştiri düşmanlık değildir.
İtiraz hainlik değildir.
Sorgulamak saygısızlık değildir.
Tam tersine, bir kurumun ve toplumun ayakta kalabilmesinin temel şartlarından biridir.
Asıl tehlike, insanların yanlış karşısında konuşması değil; yanlışları gördüğü hâlde korkudan susmasıdır.
Çünkü haksızlık bir kişinin yaptığı yanlışla büyümez.
Haksızlık, çevresindeki insanların sessizliğiyle büyür.
Bir insanın hakkı yenir, susulur.
Liyakat yerine yakınlık tercih edilir, susulur.
Bir makam kişisel güç gösterisine dönüştürülür, susulur.
Kurum imkânlarının nasıl kullanıldığı sorulur, “Bana ne?” denilir.
Sonra bir gün herkes dönüp aynı soruyu sorar:
“Bu hâle nasıl geldik?”
Cevabı aslında çok basittir:
Yanlışlar küçükken konuşulmadı.
YOLSUZLUK VE USULSÜZLÜK İDDİALARI
Yolsuzluk veya usulsüzlük gibi ağır konularda ise adalet duygusunu kaybetmemek gerekir.
Kimse hakkında delilsiz suçlama yapılmamalıdır.
İftira da bir zulümdür.
Fakat diğer taraftan makam sahibi olduğu için hiç kimse denetimden muaf da tutulamaz.
İddia varsa araştırılır.
Belge varsa incelenir.
Şüphe varsa denetlenir.
Suç varsa hukuk önünde hesabı sorulur.
Temiz olan denetimden korkmaz.
Şeffaf olan hesap vermekten kaçmaz.
Adil olan eleştiriden rahatsız olmaz.
Çünkü gerçek adalet, yalnızca kendisine yapılan haksızlığa karşı çıkmak değil; başkasına yapılan haksızlık karşısında da aynı hassasiyeti göstermektir.
MAKAMIN GÜCÜYLE İNSANLARI SUSTURABİLİRSİNİZ
Evet…
Makamın gücüyle insanları susturabilirsiniz.
Bir insanı yalnız bırakabilirsiniz.
Onun önüne engeller koyabilirsiniz.
Çevrenizde sizi alkışlayan kalabalıklar oluşturabilirsiniz.
Ama bir şeyi yapamazsınız:
Hakikati değiştiremezsiniz.
Çünkü makamın süresi vardır.
Yetkinin süresi vardır.
İnsanların alkışı vardır, bir gün kesilir.
Koltuk vardır, bir gün başkasına kalır.
Fakat insanın yaptığı iyilik de kötülük de kendi adıyla yaşamaya devam eder.
İnanan insan için ise bundan daha büyük bir gerçek vardır:
Allah’ın huzurundaki hesap.
BEYAZ KEFEN HER MAKAMI EŞİTLER
İnsan dünyada ne kadar yükselirse yükselsin, sonunda beyaz kefene sarılır.
Başkan da…
Patron da…
İşçi de…
Zengin de…
Fakir de…
Makam sahibi de…
Makam bekleyen de…
Hepsi aynı toprağın altına girer.
İşte o gün kartvizitlerin hiçbir hükmü kalmaz.
Unvanların hiçbir hükmü kalmaz.
Makamın kapısı açılmaz.
Yanında seni alkışlayanlar da gelmez.
İnsan yalnızca yaptıklarıyla baş başa kalır.
Bu yüzden bugün elinde yetki bulunan insan, yarının hesabını bugünden düşünmelidir.
BİZİM İHTİYACIMIZ DAHA FAZLA MAKAM DEĞİL
Bugün toplum olarak daha fazla makamdan önce daha fazla adalete ihtiyacımız var.
Daha fazla alkıştan önce daha fazla cesarete…
Daha fazla gösterişten önce daha fazla şeffaflığa…
Daha fazla yakınlıktan önce daha fazla liyakate…
Ve daha fazla suskunluktan önce daha fazla hakikate…
Bir insanın makamına saygı göstermek başka şeydir;
makam sahibinin her yaptığını doğru kabul etmek başka şey.
Biz kişilere değil, doğruya sadık olmalıyız.
Bugün bizim yanımızda olan yanlış yaparsa karşısında durabilmeliyiz.
Dün bize karşı olan doğru konuşuyorsa hakkını teslim edebilmeliyiz.
İşte adalet budur.
SON SÖZ
Benim derdim herhangi bir kişiyle değildir.
Benim sözüm, makamı kendisine mülk zanneden anlayışadır.
Benim itirazım, eleştiriyi düşmanlık sayan zihniyetedir.
Benim sözüm, gücü eline geçirince insanları küçümseyenleredir.
Ve benim çağrım herkese:
Makamdayken adaleti unutmayın.
Güçlüyken mazlumu ezmeyin.
Eleştirilince öfkelenmeyin.
Yanlışınızı söyleyen insanı düşman görmeyin.
Kamuya veya bir kuruma ait imkânları şahsi menfaat gibi görmeyin.
Ve en önemlisi, geçici dünya makamı uğruna kalıcı bir kul hakkına girmeyin.
Çünkü koltuk geçer.
Makam geçer.
Güç geçer.
Şöhret geçer.
Hakikat kalır.
Ve gün gelir, insanın dünyada susturduğu bütün sesler, kendi vicdanında yeniden konuşmaya başlar.