Baha AKINER
“Dost Acı Söyler” Erkin baba. “Sevince”, “Hayat Bir Teselli” verir de “Silinmeyen Hatıralar” “İllâ ki” düşer bir anda aklına. “Sen Yoksun Diye” “Goca Dünya” çekilir mi artık? Zamanıdır: “Estarabim”i arka arkaya söylemeli haykırırcasına, yokluğunda “Arap Saçı”na döndü ortalık…
“Gün Ola Harman Ola” diyemem ki; yitip gittin işte. “Senden Ayrı” “Gün Doğmuyor” doğmayacak şimdi. “Şaşkın”ım, “Hor Görme Bu Garibi”
“Neden Böyle”, “Sana Bir Şeyler Olmuş”? “Haramiler” mi, aşkını süpürüp duran “Kör Olası Çöpçüler” mi bilmem buna sebep? Araya “Mesafeler” mi girdi, yoksa bu “Hay Yam Yam”ların mı işi?
“Feshupanallah” be Erkin baba: Dediğin gibi…
“Aşka İnanmıyorum” dedin yine yıllar önce, besteledin de türküsünü derledin. Sanırım “Aşkımız Bitecek” demenin hemen ertesinde oldu olanlar. Belki de “Yalnızlar Rıhtımı”nda “Aşk Oyunu” oynadın ömrün boyunca da; “Gel Bak Ne Söylicem”, “Kendim Ettim Kendim Buldum” deme sakın bana…
Bedenini daha toprağa gömmeden yazıyorum şimdi bir gece yarısında, “Benden Sana”, “Bu Sana Son Mektubum”u. “Bir Eylül Akşamı”na varamadan çektin gittin öylece. Sen dedin, hatta türküsünü tutturdun diye az kalsın “Kızları da Alıyorlardı Askere”
Ben seni Anadolu ile birlikte sevdim. Ben seni “ Anadolu’da Sevdim” Erkin baba. Ruhun bedeninden ayrıldı vatanından çook uzaklarda, Kanada’larda…
“Tamam Artık”, oldu olanlar; Erkin baba yok. “Meçhul”e giden bir gemi kalktı, kalktı da yüreğimi dağladı, “Çiçek Dağı”nda…
Barış abiye, Cem abiye selam söyle. Bir devir kapandı dostlar, ne diyorum size! Saygı, üzüntü, üzüntü ve üzüntü ve hasretle…







