Baha AKINER

Bu bir; ressamca Şiir’ler yazıp, Şiir’ce resimler yapan; rengin de sözcüğün de değerine değer katan şairin, İlhan Berk’in hayat hikâyesidir dostlar…

14 yıl önce bugün 28 Ağustos 2008’de, asrına 10 kala 90 yaşında, Bodrum’da ayrıldı aramızdan Usta…

Gün, İlhan BERK…

18 Kasım 1918’de, Manisa’da; Veli Bey’den oldu, Hesna Hanım’dan doğdu İlhan… Tekne kazıntısı derler ya hani! Ailenin 6. ve son çocuğuydu…

Tekneyi bilemem! Ama kazıdı da kazıdı yüreklerimize; Sevgi’yi, Aşk’ı, dostluğu ve insanlığı, o muhteşem dizeleriyle…

***

O, aslında geçmişi olmayan bir adam…

Babasının yokluğunu, “Çocukluğum olmadı benim…” diye tanımlayacak kadar paramparça olmuş bir kâlp…

Kurtuluş mücadelesinin verildiği yıllardı. Her hâneyi mesken tutmuş bir yoksulluk söz konusuydu. Hâl böyle olunca, Berk ailesi de almıştı yoksulluktan payını…

İleride Şiir’ler yazmaya başladığında, hep bu günlerden bahsedecekti. İlhan için hayattaki en değerli varlık, annesiydi. O’nu “duru göllere” benzetiyordu. Elbette her çocuk için annesi değerliydi. Ama O’nun için hayat demekti, annesiz yaşanmazdı…

Babası, başka bir kadınla evlenip hayatlarından çıkmıştı. O’nu, “çok döllü, kaba” olarak tanımlıyordu. Ama aslında baba demek, çocukluk demekti onun için…

Babası onları terk ettiğinde, hatırlayamayacak kadar küçük olduğundan; İlhan yıllar sonra babasından bahsederken, “Çocukluğum olmadı benim” diyecekti…

Belli ki, “Babam olmadı!” demek çok ağırdı O’na…

Ablası da, çıkan bir yangında ölmüştü. Kolay mı? Tüm bunlar, hayatının travmalarını oluşturuyordu…

Babasızlık, yoksulluk ve deli bir abla çevresinde geçen çocukluk; İlhan’ın çocukluğundaki mutsuzluk dolu tabloya, Şiir’lerinde renk katacak unsurlar oldu…

Ortaçağa ve kapalı bir sandığa benzettiği çocukluğunu Manisa’da geçirdi…

1945 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümü’nü tamamladı. 1945 ile 1959 yılları arasında sırasıyla; Zonguldak, Samsun ve Kırşehir’de öğretmenlik yaptı. Ankara’da Ziraat Bankası Yayın Bürosu’nda Mütercimlik yaptı ve oradan emekli oldu…

***

“Yazmak mutsuzluktur, mutlu insan yazmaz… Bu yeryüzünü olduğu gibi görmeme engel olan ve bana bu yeryüzünü cehennem eden, ‘yazmak’ eyleminden kurtulduğum, mutlu olduğum tek şey var: Resim yapmak…” diyerek hayatının portresini çizen…

İlhan Berk…

Şiir’in korkunç çocuğu…

Bilerek ve isteyerek kendi cehennemini kurmak; belki de sadece şairlere özgü, sadece şairlerin dayanabileceği bir şeydir…

Özellikle de Turgut UYAR’ın; “Şiir diye bir şey olmasaydı, O icat ederdi” dediği İlhan BERK gibi, Şiir’in “Korkunç Çocuğu” için…

***

Abidin Dino; Şiir dışında, İlhan Berk’in resme ilgisini şöyle anlatır: “1939 senesi idi… İlhan Berk İstanbul’a geldiğinde, güleç bir dikey olarak Komando Han’daki atölyemin demirbaşları arasına karıştı… Galata Kulesi çizgisinde, en üst katta bulunan işyerim, eşgüdümlü bir resim ve şiir üretme fabrikası olmuştu çabucak. Korkarım ki İlhan Berk’in kaderi, her duvarı ayrı bir renge boyanmış Komando Han’da bağlandı. Orada tutuldu resim denen ince hastalığa…”

Behçet Necatigil’in tanımıyla: Şiir’imizin uç beyidir İlhan Berk…

Peki; “Yazmak, cehennem…”se, bir şair neden yazar? Bu sorunun yanıtı da, yine İlhan Berk’in kendi ifadelerinde: “Şairlik, bir çeşit dervişlik işidir derim… Şiir, yaşamımın hep önündeydi. Orada takılı kaldı, kımıldamadı… Hem, yaşamadım ben… Yazdım ve okudum… Cehennem dediğim bu… Şunu bir daha söyleyeyim: “Şairler; cehennemliktir zaten, cenneti düşünenlerse hiç olmamıştır…””

“Bir şiir yazacağım zaman, şiirin konusuyla ilgili resimlere bakmaya bayılırım…” diyecek kadar, resimle Şiir arasında ilişki kurmayı severdi…

***

İlhan Berk’in Şiir’lerindeki değişmeyen konuların başında, Aşk ve erotizm gelir…

Şiir’lerinde bu konuların çok yer kaplamasının sebebi, O’nun lirik bir şair olmasına bağlanabilir. Kendisi de konuyla ilgili sorulara aynı cevabı verir…

İlhan Berk’e göre Aşk ve erotizmin Şiir’ine sıkça girmesi, O’nun Şiir karşısındaki duruşunun bir sonucudur…

Bu konuyu da şöyle anlatır: “Şiiri her şeyden önce lirik olarak düşünmemden ileri geliyor bu. Böyle bir çizgide ilerliyor benim şiirim: Lirik ve görsel…”

***

Tarih, mitoloji ve ölüm; İlhan Berk’in Şiir’lerindeki en önemli konular arasında yer alır. Ve Şiir kitaplarında, tarihe gönderme yapan dizelere sık sık rastlanır…

“Üç kez seni seviyorum diye uyandım.
Tuttum sonra, çiçeklerin suyunu değiştirdim.
Bir bulut başını almış gidiyordu, görüyordum…

Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün…

Sokağı, balkonları, yarım kalmış bir şiiri teptim.
Sıkıldım yemekler yaptım kendime, otlar kuruttum.
-Taflanım! diyordu bir ses, duyuyordum…

Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün…

Kalktım sonra; bir aşağı, bir yukarı dolaştım.
Şiirler okudum, şiirlerdeki yaşa geldim.
Karanfil, sakız kokan soluğunu üstümde duydum…

Eskitiyorum, eskitiyorum; kalıyor, ne kadar güzel olduğun…”

***

Koca koca Şiir’lerini ve resimlerini, üretimlerini sığdırdı bu dünyaya da; bir asrı sığdıramadı yaşamına…

Dedim ya: 14 yıl önce bugün 28 Ağustos 2008’de, asrına 10 kala 90 yaşında, Bodrum’da ayrıldı aramızdan Usta…

Şiir’le bezenmiş, Şiir’le renklenmiş 90 yıllık bir hayat…

Fırçasını kaleminden ayırmadan, hayata geliş amacını Şiir’de bulan bir şair…

Renkleri ve sözcükleri ustalıkla harmanlayan, hep yenilik peşinde koşan bir İlhan Berk geçti bu dünyadan…

İyi ki…

İyi ki bu güzel yolu buldun ve kalbi Şiir’den geçen her kalbin de, elbet ışığı oldun…

İyi ki renkler ve sözcükler vardı da; sen Usta, iyi ki kalbimize dokundun…

Ruhun şad olsun…

Anısına ve muhteşem üretimlerine saygıyla…