Baha AKINER

Bugünkü hikâyemiz bir ramazan hikâyesi efenim… Ve radyo tabi ki…

Tam da 13 Şubat Dünya Radyo Günü’nde, 2024 Türkiye’sinde…

30 yıllık TRT serüvenimin 24 yılını Türkiye Radyoları’nda, Yayın Şefi ve programcı olarak geçiren bir dostunuz olarak takdimimdir…

Girişinden masal olarak algılansa da, hikâyemizin gerçek kurum ve kişilerle ilgisi vardır, hatta tamı tamına gerçek kurum ve kişilere göbekten bağlanmıştır…

Hayâl ürünü değil, bizzat tamamen yaşanmışlıklar üzerine, kurgulanmadan, en saf
ve olabildiğince en duygusal haliyle sizlere aktarılmaya çalışılacaktır…


“Eski zamanlardan birinde… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berberr, develer tellall iken, ben anamın beşiğini bırak sallamayı, babamın belinde vitamin iken…

TRT İzmir Radyosu diye bir radyo varmış efenim. İzmir Fuarı’nın içindeki eski binasında…

Televizyonlar da yok tabi henüz. İnsanlar; eğer biz O’nu göreceksek, Zeki Müren de bizi görecek mi kıvamında…

Görsel izlentiye, canlı olması haricinde o kadar uzak yani…

Evinde mobilyalı, lambalı radyo olanların kendini şanslı gördüğü zamanlar işte…

Evlerde iletişim aracı olarak, sadece radyo dinlendiği zamanlar…

Bülten’ler,
Arkası Yarın’lar,
Radyo Tiyatro’ları,
Bir Roman Bir Hikaye’ler ve daha neler neler…

Sihirli kutunun çınladığı, hayâl ve düş kurma konusunda kondüsyonumuzun en yüksek olduğu zamanlar…

Ve eğer caminin yanındaysa eviniz, orucunuzu caminin ezan sesi ile; yok efendim, camiye biraz uzaksanız, orucun kesinlikle ve kesinlikle radyodan açıldığı yıllar…

Ben o kadar eski değilim, görmedim. Hayatta olan – olmayan büyüklerim anlattı…

Hatırlar mısınız bilmem? İftar öncesi Kuran okunurdu radyoda. Hoca; Kuran sonu, “Sadakallahulazimm” der demez, spiker, “Şimdi İzmir için iftar vakti.” derdi mesela…

Hangi şehirdeyseniz oranın ismiyle…

O, en son okunan Kuran’ın süresine göre yayına verilirdi ki; tam saatinde iftar vakti anonsu yapılsın…

İzmir Radyosu’nda o gün şeytan ya bu; boş durmaz hani, süre yanlış hesaplanıyor. 15 dakika geç giriyorlar Kuran’a. Yayında görevli Zeki ağabeyim var, Teknik Kumanda’da. Spiker de, nur içinde yatsın, rahmetli Fikret ağabeyim. 2 duayen… 2 mesleğinin erbabı… 2 usta… 2 de insan, ADAM…

Düşünüyorlar, ne yapalım diye. İnsanları 15 dakika bekletmenin sorumluluğu ağır. En sonunda Fikret ağabey diyor ki Zeki ağabeye, “Zeki, tam iftar vaktine doğru, hoca bir nefes aldığında kanalı bana ver.”

Usta Teknik Yönetmen Zeki ağabey. Tam iftar vaktine doğru, hoca tam nefes aldığında, saliselik, kanalı Fikret ağabeye veriyor…

Fikret ağabey dinlediği hocanın sesini taklit ederek, önce hoca gibi, ağdalı, “Sadakallahulazimmm” deyip, ardından kendi muhteşem sesiyle, “Şimdi İzmir için iftar vakti” diyor. Ve böylece yine, yeniden bir yayın daha kurtarılmış oluyor…

Fikret ağabeyim, senden çok şey öğrendim…

Büyük usta…

Anısına saygıyla…

Zeki ağabey, Allah seni başımızdan eksik etmesin. Ellerinden öperim…

Hiçbir şey yokken radyo vardı dostlar…

Tüm meslektaşlarımın, radyo emekçilerinin, radyo gönüllülerinin, radyoya sevdalı herkesin 13 Şubat Dünya Radyo Günü’nü kutlarım…

Kalın sağlıcakla…