İhsan TOKSÖZ

“İş aleminin yeni projelere destek vermek için ayırdıkları bütçe paylarını artırmaları dileğimizdir. Bu, iş insanlarının sorumlulukları ve yaşadıkları kentte borçlarıdır.” 

Geçen yazımın son cümlesini yukarıda alıntıladım. Bunu neden yazdım? Çünkü “kral çıplak”. 

On yıldır aktif olarak kent kültür ve sanat yaşamına katkı veren, misyonunu tanımlamış ve kendini kanıtlamış bir STÖ yönetiminde (AKOB) gönüllü çalışan biri olarak ziyaretlerimizde ilgili-yetkililerin kültür ve sanat etkinliklerine ayrılan bütçe paylarının bulunmadığından (!) bahsederek çay-kahve ikramıyla bizleri eli boş gönderdiğine çok şahit oldum. 

Biraz acıtıcı olacak bir gerçeğin altını çizmek isterim. Genelde Türkiye’de kültür ve sanatın insan yaşamı üzerindeki olumlu etkilerini toplum olarak anlayamıyoruz. Bu da eğitim sistemimizdeki eksikliklerden kaynaklanıyor. İşte bu eksiklik nedeniyledir ki bugün güç odaklarında bulunan politikacılar, bakanlar, karar vericiler – uygulayıcılar, yerel yöneticiler, büyük işadamları, kurum, kuruluş, şirket yöneticileri ve birçok insanımız bilgi eksikliği ve “adamsendecilik” nedeniyle kültür-sanata katkı konusunda isteksiz davranıyorlar 

Ancak hemen belirtmeliyim ki bu kesinlikle günümüz koşullarında spesifik uzmanlık alanlarına yönlendirici eğitim sistemiyle yetişen insanlarımızın suçu değildir. İlkokuldan başlayarak her kademede eğitim müfredatında bulunan (!) kültür-sanat derslerine değer verilmemesinden ve uygulamadaki ihmallerden kaynaklanan bu durum, yanlışlıklar girdabında sürüklenen eğitim(sizlik) politikalarıyla günümüzde bu derslerin müfredattan çıkartılmasına doğru hızlı bir şekilde halâ sürdürülüyor. Heyhat! 

Bizler kent için güzel ve yararlı projeler yapmak ve uygulamaktan mutluluk duymaktayız. Emeklerimize övgü cümleleri duymak ve alkış almak bizleri sevindiriyor elbet ama hizmet çeşitlerimizi ve kalitemizi artırmamıza yetmiyor. 

Yaratılan ve başarılanın hangi şartlar ve emeklerle ortaya çıkarıldığının farkına varan sanatsever kurum, kuruluş ve dostların imkânları ölçüsünde (hatta imkânlarını zorlayarak) katkı verebilmek için bir planlamaya ihtiyaçları varsa, bütçelerine belirli bir “kültür ve sanata katkı fonu” koymaları (!) yerinde olacaktır. Tabii bu fondan kimlere, hangi projelere katkı verilmesi gerektiği konusunda da kıstaslar saptanmalıdır

Yazdıklarımı kimler, okur, nasıl değerlendirir, bir geri dönüşümü olur mu bilemiyorum. Çukurova Gazetesi’nin yerel yönetim ve kamu kuruluşlarına ve abone olan kurumlara dağıtıldığını biliyorum. İlgili kişilere ulaşır mı? Bu kişiler gazeteyi okurlar mı? Altını çizerek okuyan üst yöneticiler (!) olur mu? 

Benim yazılarımın okunması için özel bir çabam yok. Bazen sanal medyada paylaşıyorum.

Okuyanlar, okumayanlara anlatsın! Bugün değilse bile yıllar sonra bu yazıları tesadüfen bulan ve okuyanlar, kentin geçmişteki kültür yaşamını bu yazıların ışığında değerlendirip, dile getirilen öneri ve dileklerin ne kadarı gerçekleşmiş (?) göreceklerdir. 

Buraya not ediyorum: Akdeniz Opera ve Bale Kulübü “AKOB” un elinde Mersin’i gıpta edilen bir müzik-kültür-sanat kenti yapacak, kenti uçuracak değerde projeler hazırdır. Bu konuda en hazırlıklı kültür ve sanat sivil toplum örgütü AKOB’dur.

SONSÖZ

Mevcut altyapısıyla Mersin’de kültür ve sanata yapılacak yatırım, kentin yararına en hızlı geri dönüşü olabilecek, kent imajını parlatacak, yüceltecek bir yatırımdır.

 Bizler sanatla iç içe olarak gelecekte kentimizde yaşamın daha kaliteli ve imrenilen bir seviyeye geleceğine inanıyoruz, çalışmalarımıza devam edeceğiz

İyimserlik umutlu kılar insanı. Çıkmadık candan huy çıkmaz!

Hemen her yazımda bazı konuları tekrar ettiğimi, söyleyenler, şaka yollu “yetti gari!”  diyenler oluyor. Yazılarımı tarih sırasına göre, kronolojik olarak okuyabilenler her yazıda kültür-sanat ile ilgili yeni açılımlar-öneriler olduğunu ve kentin kültür-sanat yaşamına panoramik bir pencere açtığını göreceklerdir. 

Bu yazımı bir darbımesel (Atasözü) ile bitirmek isterim:

Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur! 

Ne demek istediğimi merak edenler bu deyimin anlamını Google Amca’ya sorsunlar. 

03 Temmuz 2019