İhsan TOKSÖZ

“Genç Cumhuriyetin örnek bir kültür makinesi de hiç şüphesiz Mersin’dedir ve Mersin’e bağlı yerlerdedir. …Mersin’in en büyük meziyeti (…) tam manâsiyle Cumhuriyet devrine lâyık Avrupaî zihniyeti benimsemiş bulunmasıdır.”(Vedad Urfî: “Mersin’de Kültür” – Zaman Gazetesi, 11 Nisan 1935, Perşembe.)

Bir gazete yazısından (1935) alıntıladığımız yukarıdaki paragraf Cumhuriyetin başlangıcında Mersin’in sosyal ve kültürel yaşamına dair bir pencere açıyor. Çok katmanlı demografik yapısıyla yüzü her zaman batıya dönük olan Mersin’in bugün kültür-sanat-edebiyat konusunda nerede olduğunu ve/veya nerede olması gerektiğini- ya da neden arzulanan yerde olmadığını saptamak için kentin aktif kültür-sanat aktörlerinin faaliyetlerini gözden geçirmek yeterli olacaktır. 

Bu ve bundan sonraki birkaç yazımda genel olarak bir kentte aktif olarak katkı veren kültür-sanat aktörlerini dört ana başlıkta inceleyecek ve Mersin özelinde çıkarsamalar yapacağım. 

1) Sivil Alan Kültür-Sanat Kurumları. 2) Kamu Kültür-Sanat Kurumları. 3) Üniversite. 4) Yerel Yönetimlerin Kültür-Sanat Birimleri.

Yukarıda belirtilen seçeneklerin tümünün her kentte olması tabii ki mümkün değildir. Kentte herhangi bir kamu kültür sanat kurumu yoksa, kültür ve sanat ile ilgili bölümleri olan üniversite yoksa, yerel yönetimlerin donanımlı kültür-sanat birimleri yoksa (ve/veya evrensel kültür ve sanat değerlerinden uzak, sadece politik amaçlarla kendi oy kaynaklarına yönelik çalışmalarla kısıtlayıcı ve hatta yanlış yönlendirici uygulamalarla durumu kurtarmaya çalışıyorlarsa), meslek odaları, dernekleri şirketler ve işadamları kültür ve sanata ilgi duymuyorlarsa, tüm yük sivil toplum kuruluşlarının üzerindedir.

Bu durumda en azından yerel yönetim kültür-sanat birimlerinin kentin kültür ve sanat yaşamına katkıda bulunmak için sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışması, projeler üretilmesi ve hayata geçirilmesinde katkı sunmada ön alması beklenir. Bunun mümkün olmadığı kentlerde sivil toplum kuruluşlarının eli kolu bağlıdır ve başarılı olma şansları azalır. Neticede kentin kültür ve sanat sivil toplum örgütlenmesi de yara alır. 

Böyle ortamlarda ortaya çıkan bazı sözüm ona kültür sanat sivil toplum kuruluşları, politik iklimin etkisinde kalarak seçmenlerin oyları peşinde koşan yerel yönetimlerin yönlendirme ve koşullandırmaları ile çalışmalarını gereksiz ve yararsız alanlara kaydırarak varlıklarını sürdürmenin yollarını ararlar. Esas tehlike buradadır. 

1) SİVİL ALAN KÜLTÜR SANAT KURUMLARI 

Bir kentin kültür ve sanat yaşamının şekillenmesinde en önde gelen kültür aktörleri arasında sivil toplum örgütleri ilk sırayı alır. Kültür ve Sanat Sivil Toplum Örgütleri ilgili tüm kültür aktörleri ile birlikte çalışabilirlerse etkinlikler çeşitlenir, sayısı ve kaliteleri artar. Sivil toplum örgütleri her çeşit kültür ve sanat etkinliğinde olmazsa olmaz bir bileşendir.

Bir kentin kültür ve sanat sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri ve üyelerinin profili, gerçekleştirdikleri etkinlikleri ve kente katkı bağlamında ürettikleri projeler o derneğin kimlik kartıdır. Bu bakımdan çeşitli sanat destekçileri ve sponsorlar bu kartı iyi değerlendirmek ve katkılarını çok seçici bir şekilde dağıtmak durumundadırlar. (Bu arada kültür sanat desteği ve sponsorluk müessesesinin Mersin’de pek oturmadığının, bu konuda olası tüm destekçilerin bilinçlendirilmesi gerektiğinin de altını çizmek gerekiyor.) 

2) KAMU KÜLTÜR SANAT KURUMLARI

Kentte kamu kültür ve sanat kurumları varsa (Devlet Opera-Balesi, Devlet Tiyatroları, Devlet Senfoni Orkestraları, Devlet Polifonik Koroları, Devlet Güzel Sanatlar Galerisi, Müzeler, Sanat galerileri, Folklör çalışmaları, Halk Müziği, Sanat Müziği koroları, muhtelif müzeler vd.) kent kültür ve sanat yaşamı o denli zengindir. Ancak bu kurumların politik otoritenin etki ve baskısı olmaksızın özerk olarak varlıklarını sürdürmeleri esastır. Bu durumda sivil toplum kuruluşları tüm bu kurum, kuruluşlarla işbirliği ve koordinasyon içinde kent kültür ve sanat yaşamını daha da zenginleştirmeye çalışır ve bu kurumların bir bileşeni olarak kent yaşamına daha fazla katkıda bulunma imkânına sahip olurlar.

3) ÜNİVERSİTE

Kentte tüm fakülteleriyle bir üniversite varsa ve üniversite yönetimi kentle bütünleşebilme konusunda başarılıysa, kentin kültür ve sanat yaşamının renklendirilmesi yolu da açılmış olur. Üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim-Heykel bölümleri, Devlet Konservatuvarı, Sahne Sanatları bölümü, Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümü, Tarih bölümü, Edebiyat Fakültesi, Mimarlık Fakültesi, Felsefe bölümü vd. kent kültür-sanat yaşamının anahtarlarını ellerinde tutan bölümlerdir. Bir kentin üniversitesini kampüsten koparıp kent ile bütünleşmesini sağlayacak kurumların başında da yine sivil toplum kuruluşlarını ilk sırada saymak gerekir. 

4- YEREL YÖNETİMLERİN KÜLTÜR SANAT BİRİMLERİ

Yukarıda değindiğimiz gibi, kentin kültür ve sanat yaşamının zenginleştirilebilmesi ve sürdürülebilmesi için yerel yönetim politikaları ve uygulamaları da en etkin unsurlardan biridir. Bu konuda Belediye Başkanı ve diğer birim yöneticilerinin ve meclis üyelerinin kültür-sanat birikimleri önem taşır. İdeolojik saplantılarla belirli konulara yoğunlaşan ve yönlendirici yerel yönetim etkinlikleri tüm kentin ilgisini çekmez ve belirli bir zümre ile “kendin pişir-kendin ye” etkinliklerinden öteye geçmez. Bundan kaçınılması, evrensel değerlerde kültür projeleri ve sanat etkinlikleri için dışarıdan kültür ve sanat insanlarından görüş ve destek alınması şarttır. Yine altını çizelim: Yerel yönetimler ne kadar çok sivil toplum örgütü ile işbirliği yapabilirse, kent kültür ve sanat yaşamına katkı yolu o denli açık olur, bu işbirliklerinin sonucunda kazanan taraf kent, kentli ve geniş anlamda bölge olur.    

 Özet olarak; bir kentin sivil toplum kuruluşları, kamu kültür-sanat kurumları, üniversite yönetimi ve yerel yönetimler ve diğer kent kurum ve kuruluşları bir koordinasyon içinde çalışabilme kültürünü geliştirebilmişlerse, ortaya çıkacak sinerji ile kent ve içinde bulunduğu bölge kolaylıkla bir kültür ve sanat çekim merkezi olur. 

MERSİN

Mersin, sahip olduğu arkeolojik ve tarihi doku zenginliği, mevcut kamu kültür-sanat kurumları, üniversitesi, bilinçli yöneticilerin işbaşında olduğu yerel yönetim birimleri, meslek odaları ve dernekleri, sanatın değerini bilen işadamları ve şirketleri ve yıllardır gönüllü ve yetkin kent insanlarını içinde barındıran sivil toplum kuruluşları ile bu sinerjiyi yakalamak için şanslı bir konumdadır. 

Şimdi yapılacak şey yukarıda saydığım kent kültür-sanat aktörlerinin arzu edilen koordinasyonu aralarında sağlayıp birlikte çalışarak Mersin’i Akdeniz’in kültür ve sanat başkentlerinden biri yapmak için çalışmalarıdır. 

Uygulama alanı bulamayan projeler dosyalarda tozlanır. Projeleri gerçekleştirmek için “imece” gereklidir. Bunun için Mersin’de tüm bileşenlerin katılımıyla, sanatla ilgili, ufku geniş, proje yaratabilen, tarafsız ve etkin bir Sivil Toplum Örgütü’nün eşgüdümünde, makro bazda uygulanacak, sürdürülebilirliği olan “Kültür Sanat Etkinlikleri Dayanışma ve Koordinasyon Sistemi”nin çalışmalarının yapılarak hayata geçirilmesi gerekmektedir. 

12.Haziran 2019